Buğday - Katmer Katmer Açılan Hikaye

Resim Kaynağı - Kamelia, Pixabay

Resim Kaynağı - Kamelia, Pixabay

Arkadaşım Amy Rogers’a göre ’“Herşey bir yemek hikayesi”dir.  Eğer hikayenin gelişmesine izin verirseniz politikadan ticarete, savaşlardan fakirliğe, kültürden uygarlıklara hepsi bir şekilde bir tas çorba ya da bir mahsüle bağlanabilir.

Buğday, insanlık tarihinin elele gittiği en eski tarım ürünlerinden biri. 10bin yıl önce ya biz buğdayı ehlileştirdik ya da biz buğday yüzünden ehlileştik. Buğdayın hikayesi “Bereketli Hilal” denilen yörede 10bin yıl önce başlıyor. Kızıl Buğday (einkorn) insanlığın kullandığı ilk buğday cinsi olarak Karaca Dağ yöresinde bulunmuş ve Göbeklitepe’de yapılan kazılarda bulunanlarla hala tarihin ve buğdayın derinliklerine inilmekle meşgül.

Buğday, mısır ve pirinç ile birlikte en çok kullanılan tahıllardan. FAO’ya göre dünyada tüketilen kalorilerin 19%’u buğdaydan geliyor. Toplam küresel üretim 700 milyon ton civarında ve Türkiye üreticiler arasında ilk onda. Dünyadaki tarım alanlarının %14’ünde ekilen buğday bizde de tarım alanı olarak yüksek oranlarda. TMO’nun 2017 raporuna göre, buğday ekilen alan 1960 ve 2017 senelerinde hemen hemen aynı civarlarda (7.7 milyon ha). Ancak verim 1960’lardan beri katlanarak arttığı için üretim 8.45 milyon tondan 21.5 milyona çıkmıs aynı senelere baktığımızda. Bu genelde “Yeşil Devrim” denilen İkinci Dünya Savaşı sonrası açlığı ve gıda açığını önlemek için tarım alanında yapılan ilerlemelerin bir sonucu olarak görülebilir. Dr Norman Barlough, Rockefeller Vakfından aldığı yardımla, yüksek verimli tohumlar yaratarak geleneksel tarım sistemini modernleştiren adımlar attı. Bu çabaları ile de Nobel Barış Ödülüne layık görüldü. Turkiye’de çiftçilerde devletten gelen destekle hem bu yüksek verimli tohumları hem de azotlu gübreleri kullanarak verimlerini neredeyse üç katına çıkardılar.

Açıkca görülmeyen (veya bir köşeye itiverilen) sonuç ise çevre kirliliği, atalık tohumların kaybolması ve biyoçeşitliliğin azalarak ekosistemin zarar görmesi idi. Atalık tohumlar yıllarca değişik iklim ve çevre şartlarına uyum sağlayıp ayakta kalarak bugüne daha dayanıklı bir tohum olarak gelmeyi başaran tohumlar. Siyez ve Gernik gibi dayanıklı tohumlarımız var ancak diğerlerine göre çok daha az miktarda kullanılıyor. Siyez bu tarihi diyebilecegimiz özelliklerinden dolayı Slow Food Presidia Projesi ile koruma altına alındı. Bir WWF raporuna göre Türkiye 26 yabani buğday ve 400 rehabilite edilmiş buğday çeşidi var. FAO Ulusal Buğday Anketi’ne göre, atalık tohumlardan olan üretim ise toplam buğday üretiminin %1 den azına denk geliyor.

Buğday üretiminin çevresel etkileri her mahsülde olduğu gibi genelde azotlu gübre kullanımından geliyor. Gübreler ve sulama, karbon ve su ayakizinin iki ana maddesini oluşturuyor. Ancak bu ikisinin yararlarını bir kenara itmek mümkün değil. Hali hazırda birçok girdi çiftçinin cebini yakarken, en azından ekilen yerden alınan randımanı arttırarak gelirin artmasını sağlıyor. Water Footprint Network’ün yaptığı bir araştırmada, 1996-2005 Türkiye buğday üretiminin ortalama su ayakizi bir ton buğday için 2408 m3 olarak verilmiş (yeşil, mavi ve gri su toplamı; dünya ortalaması ise 1830 m3). Bu hemen hemen bir olimpik boyutta havuzun aldığı su miktarına eşit (2500 m3). 2004-2016 ortalama üretimimiz 19.3 milyon ton buğdaydı. Sizce kaç olimpik havuzu doldurmuşuzdur şimdiye kadar?

Karbon ayakizi için yapılan araştırmalarda ise bulunan sonuçlar bir ton buğday için 200 kg CO2 dan 900 kg CO2-e kadar değişiyor. Kullanılan tarım sistemleri veya varsayımlar sonuçları farklı kılsa da genelde ortak bir payda var, o da karbon ayakizinin en büyük bileşeninin azotlu gübrelerin üretiminden, tarlaya nakliyeti ve tarlada kullanılmasından (N2O emisyonu olarak) gelmesi. Karbon ayakizi, sürdürülebilir tarım yönetimleri seçilerek daha da azaltılabilir. Gan et al alternatif üretim yöntemlerine bakarak, toprak analizine dayanarak gübre miktarına karar vermek, nadası azaltmak ve tahılları baklagillerle ekim döngüsünde kullanmak gibi faaliyetlerin yararı olacağını savunuyor. Yazarlar bu tarz yaklaşımlar kullanıldığında her kg buğday için toprağa 0.027 – 0.377 kg CO2-e katıldığını bulmuslar. Uygulanan tarım sistemine bütüncül olarak yaklaşıldığında her atılan adımın bir değeri var. Mesela toprak analizine göre gübrenin uygulama oranı belirlendiğinde, ihtiyaca yakın azot miktarı kullanılacaği için hem kullanılan miktarı hem de çevreye salınan azot kirliliğini azaltmak mümkün.

Biyoçeşitliliğin nasıl azaldığını anlamak için ise yabani otların çeşitliliğine bakılabilir. Yabani otlar genelde verimi 30% oranında azaltır. Değişik ilaçlama yöntemleri, iklim, sulama ve diğer tarım yöntemleri yabani otların çeşidini ve sıklığını etkiler. Arslan (2018) Şanlıurfa’da yaptığı bir çalışmada 1967 ve 2014’de görülen yabani ot populasyonlarını karşılaştırıp, 2014’deki ot çeşitliliğinde %68 azalma kaydetmiş. Bu azalma sırf araştırma yapılan bölgeye özgü bir azalma değil ne yazık ki. Arslan bunun değişik coğrafyalarda da görüldüğüne dair rakamlar ve kaynaklar vermiş yazısında.

Bilinmeyen başka bir nokta da iklim değişikliğinin neler getireceği. Atmosferde artan CO2 miktarı ve sıcaklık, azalan yağış ile birleştiğinde ne gibi etkilerini göreceğiz? Özdoğan 2011’de yayınladığı makalesinde bu konudaki araştırmalarının sonuçlarını paylaşmış. Artan CO2 miktarının verimi arttırdığını  kaydetse de azalan yağış ve artan sıcakların ne yazık ki bu verimi aşağıya çekmeye devam edeceğini söylüyor (5-35% civarında).

Her attığımız adımın, her aldığımız kararın bir sonucu var. Sadece bu sonuçların etkilerinin ne kadar büyük ya da küçük olacağını veya bir domino taşı gibi başka nelere yol açacağını bilmiyoruz. Bu noktadan sonra buğdayın hikayesinin de nasıl gelişeceğini nerelere gideceğini bilmediğimiz gibi. Bu yazıyı yazmaya başladığımda buğdayın insanlarla olan 10bin yıllık hikayesi diye başlamıştım. O sırada yeni arkeolojik keşiflerle aslında bu ortak hikayenin  14bin yıl öncesine dayandığı ortaya çıktı. Hikayenin o gizli kalmış 4bin yılını öğrendiğimizde bakalım buğday daha neler çıkaracak günışığına?

Kaynaklar (Yazının içinde bağlantıları verilmeyenler):

Abrahão, R., CArvalho M., Causapé J.; Carbon and Water Footprints of Irrigated Corn and Non-Irrigated Wheat in Northeast Spain, Environmental Science and Pollution Research (2016), Volume 24(6)

Arslan Z.F.; Decrease in Biodiversity in Wheat Fields due to Changing Agriculture Practices in Five Decades, Biodiversity and Conservation (2018), Volume 27 (12)

Bardsley D., Thomas I.; Valuing Local Wheat Landraces for Agrobiodiversity Conservation in Northeast Turkey; Agriculture, Ecosystems&Environment (2005);

Ozdogan, M; Modeling the impacts of climate change on wheat yields in Northwestern Turkey; Agriculture, Ecosystems&Environment (2011); Volume 141 (1)

Wheat Landraces in Farmer’s Fields in Turkey, National Survey, Collection and Conservation 2009-2014, FAO

Ilke McAlileyComment