Yüzyılların İçinden Zeytin - Amfora

videoplayback_0000822333.jpg

Bir zamanların fizik öğretmeni, şimdilerde ise Amfora Zeytinyağının sosyal medya/pazarlama ve satış konularındaki ismi Barış, bir öğlen vaktini bana ayırdı. Zeytinliklerinden, köylerinden ve tüm köy halkı olarak verdikleri emeklerinden bahsetti. 
“Zeytinliklerimizin 600 yıllık geçmişleri var. Kaç ağacımız var bilmiyoruz sayması zor, çünkü bütün tepelere yayılmış burada. Dedelerimizden bize kalan zeytinlikleri işleyip zeytinyağımızı satmaya çalışıyoruz Seferihisar pazarında veya internette.” 
Beyler Köyü , Seferihisar ilçesine bağlı , 600-700 kişilik bir köy. Köylüler her sene kendi dönümlerindeki zeytinleri toplayıp, köyde bulunan dört zeytinyağı fabrikasına getiriyorlar işlenmesi için. Fabrikalardan biri eski taş baskı usulü zeytinyağı yaparken diğerleri modern tekniklerle işliyor zeytini. 

IMG_0827.JPG

Eski zeytin agaçları Delice türüymüş önce. Sonra aşılanarak Erkence’ye dönüştürülmüş. Yapay sulama yapmadan, gökten ne kadar yağmur düşüyorsa ona tamah ediyor zeytinlikler. Yabani otlar içinde ilaç kullanmıyorlar, böylece İzmir Büyükşehir Belediyesinin organik tarımcılık teşvikinden ufak bir miktarda olsa alıyorlar. Zaten sulama yapılmadığı ve dağlık yerde olduğu için, Barış iki senede bir el birliği ile herkesin temizlediğini söylüyor ot bürüyen yerleri. Erkence türü zeytin sofralık zeytine pek gelmiyor Barış’ın tabiri ile ama koşullar yerine oturdu mu da dalından yemenin zevki bir başka diyor. Bazen belli kosullar yerine oturdugunda ortaya cikan bir bakteri cinsi zeytinin acılığını kırıp “hurma”ya dönüştürüyor. Phoma oleae denilen bakteri olgunlaşma aşamasında zeytin ağacı sıklıkla nemlı rüzgarlara mazur kalırsa hemen çalışmaya başlıyor ve zeytinin tadını değiştirdiği gibi rengini de kahverengiye dönüştürüyor. Çabuk toplanırsa tadına doyum olmuyor. Bu “hurma”ların ticari değeri yüksek ama onca emeğin hakkı olarak köylüler kendi sofralarına koyuyorlar. Tam olarak o kosullari bilmiyorum ama notumu aliyorum koseye, arastirip bulacagim. 
Her sene yağan yağmurun miktarının değişmesi, ortalama hava sıcaklığının artması zeytinliklerin rekoltesi açısından risk yaratıyor. Kimi sene 120 litre yag çıkarken kimi sene birkac binlere cikiyor. Beyler Köyü buna alışmış gibi. Ek bir sulama ve ilaçlama yapmadan doğanın verdiği ile yetinmeye çalışan bir tarım ve elle hasat yapılıyorsa, bu değişkenlik normal Barışa göre. Tabii daha kimbilir neler etkiliyor sayamadığımız, etkisini ölçemediğimiz: iklim değişikliği, değişen politikaların gitgelliği, bir de tarımdan yer çalan turizm, madencilik ve sanayileşmenin kıskacında buluveriyor tarımsal alanlar ve çiftçiler kendilerini.  
“Köyün nüfusu kaç diye sorunca Barış bir yavaşlıyor. “ Gençler genelde Seferihisara göç ediyorlar, yaşlılar, emekliler kaldı burada. Eh okul temelli kapanınca, burada insanları nasıl tutarsın?”. Doğru nasıl tutarsın? Okul bir toplumun en önemli yapıtaşlarından biri. Olmadığı yerde nasıl aile kurarsın? Tarımla geçim zaten çok daha zorlaştı yıllardan beri. Çocukların eğitim güvencesi de gidince, daha büyük kasabalar, şehirler cazip geliyor ailelere. 

SDC10026.JPG

Geride kalanlar canla başla çalışıyorlar zeytinliklerini ve çevresindeki meyva ağaçlarının verdiklerini toplayıp, kendilerince evlerini döndürmek için. Zeytin ağaçları yüzyıllarca insanoğluna destek olmuş, zeytini ile, odunu ile insanın yaşamına katkıda bulunmuş. Daha bulunmaya da devam eder yüzlerce yıl sonra da... Tabii biz izin verirsek.  

Şimdilik Barışın gönderdiği resimleri paylaşıyorum sizlerle. Bir sonraki Türkiye seyahatimde umarım Barış ve diğer Beyler Köyü çiftcileri ile karşılıklı sohbet etme imkanı yaratacağım. O zamana kadar onlarin dilinden neler yaptıklarını duymak, bilgi almak isterseniz hem Facebook sayfalarını hem de Instagram hesaplarını takip edebilirsiniz. Sorularınız varsa Barış seve seve yardımcı olacaktır. 


 

videoplayback_0000653187.jpg
IMG_0828.JPG
Ilke McAlileyComment